İslâm dini, temizlik konusuna çok önem vermektedir. Maddî ve manevî anlamıyla temizlik üzerine İslâm’ın çokça durmasının esas sebebi, Kur’ân-ı Kerim ve Hazreti Muhammed (s.a.s.)’in bu konu üzerine İslâm’ın başından itibaren titizlikle durmalarından kaynaklanmaktadır. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’in ilk inen ayetlerinden olan Müddessir suresinin 3 ve 4. ayetlerinde Cenâb-ı Allah, “Elbiseni tertemiz tut, her türlü pislikten uzak dur!” diye emrederek temizliği maddî ve manevî boyutunu dile getirmiştir. İlâhî mesajın, vahyin son muhatabı Peygamber Efendimiz ise bir hadislerinde “Temizlik imandandır” buyurmuş, başka birisinde de “Temizlik imanın yarısıdır” sözleriyle temizliği önemini ifade etmiştir. Ayrıca Rasûlüllah (s.a.s.) her fırsatta pislikten arınma, temizlik çeşitleri, maddî ve manevî temizlik üzerine durarak temizliğin iman olgunluğunun göstergesi olduğunu ortaya koymuştur.
Tarih boyunca Müslümanlar temizliğin müşahhas örneği olan Peygamber Efendimizin, yeme içme, toplu mekânlarda bulunma, elbise ve yaşanan yer, beden, tuvalet, abdest ve gusül vs. ile ilgili en detaylı temizlik şekilleri, yöntemleri ve çeşitlerini ortaya koymuştur. Müslümanlar da bunlara uydukları sürece bu konuda insanlığa örnek olmuşlar, temizlik ve hijyen konusunda dünyaya büyük katkılar sağlamışlardır.

Temizliğin maddî boyutuna değindikten sonra manevî boyutu üzerinde etraflıca duran, maddî ve manevî temizlik arasındaki sıkı bağı dile getiren Bulgaristanlı şair ve yazar rahmetli Mehmed Fikri (1908-1941) bir yazısında şöyle demiştir:
“İnsân, menfur değil, makbul ve mergup olmak ister. Hakk’ın da, Hâlik’ın da mergup ve mahbubu olmak için insanın içi de, dışı da temiz olmak lâzımdır. İçi temiz olmayanın dışı temiz olamaz. Dışı temiz olmayanın içi temiz olduğuna asla kanılamaz... Çünkü; kalp, bir kaba benzer. Her kabın dışına sızan: içindekidir. Bal tenekesinden katran, katran tenekesinden de bal sızmaz…
Boş laf, torbaya girmez. “Kalbim temizdir, paktır!..” Bu, bir davadır. Davacı, davasını ispat etmelidir. Senedsiz, sebetsiz, dava kazanılamaz. Binaen aleyh, “Kalbim temizdir, paktır!” demekle dava halledilmiş ve hak sabit olmuş değildir. Eğer, yalnız kuru bir lafla dava kazanılsa, ben de “Dünya, benimdir!” der ve cihana karşı senetsiz, tapusuz da olsam, madem ki mücerret sözle de hak sabit oluyor, ayak direrdim. Fakat, ispatsız, şahitsiz dava, dinleyen kadı ve mahkeme yok! Kalbinin temizliğini iddia eden, hakikaten kalbinin temiz ve pak olduğunu delilleriyle, şahitleriyle ispat etmelidir. Bu davanın şahitleri: Davacının efâl ve harekâtıdır (eylem ve davranışlarıdır). Efâl ve harekâtı davacının aleyhine mi şehadet ediyor, öyle ise dava suya düştü, davacı yandı demektir!..”
Foto: burdur.diyanet.gov.tr, ntv.com.tr
İnsanı en güzel bir surette yaratan ve yarattıklarının en şereflisi makamına oturtan Cenâb-ı Allah, onun üstünlük ve zayıflıklarını da bilmektedir. İnsanın üstün vasıflarını korumak, eksik taraflarını tamamlamak ve yanlış yola gitmesninin önünü almak..
İslâm dini yeryüzüne çöken karanlığı yarıp insanlığa muhtaç olduğu aydınlığı göndermediği dönemde dünyaya gelerek melekleri ve insanları sevindiren nurlu yetim Hazreti Muhammed (s.a.s.), önce babadan, sonra da anadan yetim kalınca dedesinin himayesinde..
İslâm dini, her insanı belirli hak ve sorumluluklar taşıyan bir şahsiyet olarak kabul eder. Her şeyin sahibi olan ve Mâlikü’l-mülk ismini taşıyan bütün mülkün mutlak sahibi Cenâb-ı Allah, mahlûktın en şereflisi olarak yarattığı insana mülkü üzerinde..